21 Mart 2012 Çarşamba

Bozcaadalı Pakize... / 17-18 Mart 2012

Heyoooo... Sonunda 2012'nin siftahını yaptım ve hafta sonunu Zührem, Abdullah Abim, Barış ve sevgili Hülya ile birlikte Bozcaada'da geçirdim...
Tek kelime ile "muhteşem"di... Bir cümle ile de "Keyif bizdeydi valla..." :)

Ahmet İtalya'da olduğu için maalesef katılamadı. Hmmm yoksa O İtalya'da olduğu için bana özel mi bu organizasyon gerçekleşti? Olabilir... Nasıl şımarırım hemen de... :)) Ama itiraf etmeliyim ki kaçırdığı için bir ara gerçekten tüh dedim. Çünkü çooook eğlendik ama çooooookkk...
İşte yolculuğumuzun bol fotoğraflı hikayesi...

Cuma akşamı saat 19.00 gibi Zühre, Barış, sevgili Ahmet Abim ve ben Ortaköy'de buluştuk. Ahmet Abi sağolsun bizi uğurlamaya gelmiş. Saat 23.30'da Beşiktaş Metro'dan yola çıkacaktık. Daha çok vakit vardı aslında ama tüm çabalarımıza rağmen Ahmet Abi'yi Bozcaada için kandırmayı başaramadık. Abdullah Abi ve Hülya ile ise otogarda buluşacağız.


  Güzel sohbetin ardından, bize Beşiktaş yolu gözüktü.


Ve sonrası Esenler Otogarı, Abdullah Abilerle buluşma, otobüs içi 5 dakika sohbet, uyku çabaları ama uyuyamayışlar, arkamızda oturup susmayan kızlar, Barış'ın yanındaki hor hor amca  (Bütün gece senkronu hiç bozmadan horlamayı başardı valla..), Tekirdağ, Ezine, Geyikli iskele şeklinde özetlenebilir... Ama hedef güzel olduğu için, hedefe giden yol ne kadar zor olsa da mutsuz edemedi bizi :))
Unutmadan hemen bir uyarıda bulunayım. Az kalsın Metro'nun inanılmaz saat kavramı nedeniyle çıkamıyormuşuz yola... Şöyle ki.. Sevgili Barış, otobüsümüz gece saat 01.15'te İstanbul'dan hareket edeceği için ve tarih saat 24.00'ten sonra 17 Mart olacağı için, doğal olarak biletleri 17 Mart 2012 saat 01.15 olarak kestirmiş. Meğer Metro'da gece 03.00'ten sonra tarih değişiyormuş.. Sonrasında Abdullah Abi durumu Allah'tan farketmiş ve Barış da hemen değiştirmiş biletleri ama bayağı bir stres de yaşanmış bu arada...

Sabah saat 07.45 gibi Geyikli iskelesindeydik... Feribot saat 10.00'da kalkacak ama tatil başladı bile... Deniz kenarındayız, sıcacık bir güneş var, tost, çay, kahve, sohbet... Keyifler yerinde...




Veee vapurumuz göründü... Haydi bakalım gidiyoruz...





Feribot yolculuğu yarım saat kadar sürüyor. Veeee Bozcaada...




Feribottan iner inmez, otelimize doğru yola koyulduk. Önce yüklerimizden kurtulmamız gerekiyor... :)
Yolda Pakize ile tanıştık. Sağolsun bizi neredeyse otele kadar getirdi..
Pakize çok tatlı bir kız... Her gün feribotla karşıya geçip adaya geri dönermiş. Nedenini bilmediğimiz için pek bir anlam veremedik ama olsun... 
Pakize neden her gün karşıya geçiyor?? Az sonraaa... :)



Veee otel girişinin ardından ada sokakları...






















Eski ilkokul. Şimdi otel olarak kullanılıyor.

Eski ilkokul. Şimdi otel olarak kullanılıyor.














Acıktık Şükrüüü Ustaaaaa.... :)))
 


Ooohhh üzerine bir de dondurmamızı yiyelim.... :)




Yürüyüş, yemek ve dondurmadan sonra iyice yorgunluk çöktü üzerimize. Saat 14.00 gibi otelimize döndük. Oteldeki arkadaşımız Mustafa, ricamız üzerine saat 16.00'da ada turu organize etmişti bize... Biz de aradaki 2 saatlik bu süreyi dinlenerek geçirdik.
Mekan bakmak için iş arkadaşlarım Suat ve Cenk de adaya kendi arabalarıyla gelmişlerdi. Onlarla da haberleştik ve ada turumuza iki araba ile başladık...





Sutiiii... :)


Bozcaada Ayazma Manastırı...
Bozcaada Ayazma Manastırı...














Adanın dolaşmadığımız koyu kalmadı. Bu güzel tur ve güleryüzü için araç sahibi sevgili Ahmet'e çok teşekkürler..
Güneşi de romantik romantik batırdıktan sonra sırada akşam yemeği ve Fenerbahçe - Galatasaray maçı var...
Ekipte Galatasaraylı sadece iki kişiyiz... Hülya ve ben...  O zamaaan bir Galatasaraylı dünyaya bedel diyerek tüm Fenerbahçeli dostları kendime düşman edip konuyu bağlayayım... :))



Maçı rakı, balık ve mezeler eşliğinde Bozcaada Lokali'nde izledik... Maç sonucu 2-2.. Son saniyedeki topumuzun direkten dönmesini saymazsak, çok keyifli bir akşam oldu... :)) aah ahh galip gelecektik ama olmadı.. :)))
Bu arada arka masamızda bir adamcağız son golü Hakan Balta atınca kendinden geçti. Aslında Fenerbahçeli ama bu mutluluk niye acaba? :))

Neyse maç sonrası biraz yürüyüş yaptık. Sevgili Pakize ile karşılaştık yine... Ve sonra otelimize döndük...






Biz Zühre ile ertesi gün 09.30 gibi kalktığımızda, Barış, Hülya ve Abdullah Abi güne çoktan başlamışlardı bile... Adada dolaşmışlar, kaleyi gezmişler, balıkçılarla sohbet etmişler. Biz kahvaltımızı ederken, bizi almaya geldiler ve haydi bakalım balıkçı Kemal Abi'den torik almaya..
Bu arada, bu sabah keyfime diyecek yok gerçekten çünkü hafta içi hayalini kurmaya başladığım motorla ada turunu yapmaya kararlıyız Barış ile... Ah bi de Zühre'yi kandırabilsek...



Kemal Abi...


Balıklarımızı temizlettikten sonra Şehir Lokantası'na götürdük... Bizim için saat 15.00'de hazır edeceklerdi.. Biz de hem kahvemizi içmek hem de motor turumuzu organize etmek üzere Çınaraltı'na gittik.

Öncelikle bir gün önce telefonunu aldığımız Akyüz firmasını aradık ama anlaşamadık. En iyisi oteldeki arkadaşımız Mustafa'nın telefonunu verdiği Mehmet Bey'i aramak.. Mehmet Bey kim çıktı dersiniz.. Bir gece önceki Hakan Balta sevgisiyle dolu olan abi... hahahaha.. Meğer öyle bir tahminde bulunmuş ki İddaa'da, herkes hayretler içerisinde.. İlk yarıyı fenerbahçe galip kapatacak, maç berabere bitecek ve son golü Hakan Balta atacak... Kehanet gibi valla :)
Mehmet'in kiralamak için satın aldığı motorlar şu anda Çanakkale'de bakımdaymış. Elinde sadece bir motor vardı ama o sırada bir gün önce bizi gezdiren Ahmet de motoruyla çıkageldi. :))
Böylece 2 motoru tamamlamış olduk. Sağolsunlar ücreti sordukça önemli değil dediler.. Ada insanları gerçekten çok iyi niyetli ve güler yüzlü..
Tüm ısrarlara rağmen Zührem'i kandıramadık. Haydi bakalım Barış çıkıyoruzzzz yolaaa.... :)))

 



Ne kadar eğlendiğimi anlatamam.. Zaten sürekli "Barııışş ne güzel geziyoruzz yaa.." diye bağırıp durdum..











Saat 12.30'dan 14.30'a kadar dolaşmışız... Yemek öncesi Barış, Zühre'yi ikna etmeyi başardı ve 15 dakika kadar da Zühre ile birlikte dolaştık..





Motor turu sonrasında hemen otele gidip eşyalarımızı aldık, bir hatıra fotoğrafı ve doooğru yemeğe...

Mustafa ve Mehmet ile...

Off nasıl da acıkmışız.. Hala fotoğraflara baktıkça ağzım sulanıyor... Deniz, güneş, balık, dostlar...






Tabii ki yemek sonrası 4 top dondurmaaa... :)



Veee artık adadan ayrılma vakti gelmişti...  Hüzünlü bir şekilde feribotumuza doğru yürürken sevgili Pakize yine çıktı karşımıza... Adaya geldiğimizde de bizi ilk O karşılamıştı, şimdi de sanki uğurlamaya gelmiş... Baktık Pakize de bizimle feribota doğru yürüyor. Tam soracaktık ki karşıya mı geçiyor diye arkadaşlarını gördü ve bizden ayrıldı... :(


Artık feribotun kalkmasına dakikalar var. Barış, Zühre ve ben içeride sohbet ediyoruz. Abdullah Abi ve Hülya ise dışarıda oturuyor. Derken Barış birden heyecanla bağırmaya başladı.. Bakın bakın kim geliyoor...
Bakın bakalım kim geliyoor.. İştee karşınızda Bozcaadalı Pakizeeee... :)

Pakizeeeeee.... :))


Bir yandan gülmekten ölüyoruz, bir yandan da hayretler içerisindeyiz... Pakize'nin her gün feribota bindiğini duyduğumuzda bir anlam verememiştik.. Herhalde sevdiği insanların arkasına takılıp geçiyordur diye düşünmüştük. Ama durum hiç de öyle değil. Pakize resmen feribot saatini biliyor, tam kalkacağı saatte feribota biniyor. İnanamadık...
Feribotun yanaşma vakti geldiğinde de Pakize yerinden kalktı ve çıkışa doğru emin adımlarla yol aldı. :)) Bizi tahmin edersiniz. Gülmekten yerlerdeyiz..
Ama şimdi kafalarda aynı soru "Pakize her gün nereye gidiyor???"




Pakize feribot çıkışında hızlı hızlı iskele boyunca yürümeye başladı. Gideceği yeri biliyor, hiç sağa sola baktığı yok... :)) Zühre ile takip etsek mi diye düşündük ama bizi Geyikli merkeze götürecek minübüse binmemiz gerekiyordu.
Minübüse biner binmez, Zühre görev dağılımını yaptı. Barış sağ tarafa, biz de sol tarafa bakarak Pakize'yi arayacağız. Derken yine Barış'ın sesi duyuldu.. Pakizee, Pakizeee... Bir de baktık ki, Pakize sahilde kumların üzerinde koşuyor, peşinde de daha büyükçe bir köpek. Önce Pakize zor durumda sandık ama kavuşma anını görünce yine yerlerdeydik... Bizim Pakize meğer sevdiği ile bulusuyormuş her gün.  Düşünsenize güneş batarken Pakize ve sevgilisi sahilde  romantik romantik koşuyorlar. :)))))))
Üzerinden 2 gün geçti hala gülüyoruz...

17.45 gibi Geyikli'deki Metro yazıhanesindeydik ama otobüsümüz 22.30'da kalkacak. Görevli arkadaş  ile konuştuk burada ne yapabiliriz diye.. Hiç bir şey deyince morallerimiz bozuldu. Acaba Çanakkele'ye mi gitsek, orada mı vakit geçirsek diye düşündük ama son aracı da kaçırmışız. Sonrasında kaçırmamızın ne kadar isabetli olduğunu anladık. Zira bir kahverengi tabela bizi bekliyordu... :))


Alexandria Troas...
Metro'da görevli arkadaş hemen tanıdık taksici arkadaşı Ozan'ı çağırdı. Antik kente gidiş 10 dakika, geliş 10 dakika desek, 40 dakikada döneriz diye düşündük. Çünkü güneş batmak üzereydi zaten.

Bu arada ben tabii ki yeni bir yer göreceğim için oldukça heyecanlıyım ama o da ne.. Ben burayı daha önce görmüştüm. Şöyle ki.. Biz Ahmet ile Assos'ta tatil yaparken, çevreyi gezmiştik. Ama bende yer yön duygusu sıfırın altında olduğu için Geyikli tarafından gelince durumu algılayamayıp yeni bir yere gittiğimi zannettim tabii ki :)) Hatta itiraf ediyorum; kentin tabelasını gördüğümde Allah Allah bir tane daha mı Alexandria Troas isimli kent var diye bile düşündüm.. :))))

Tam antik kente giriş yaptık ki, güvenlik görevlisi İsmail geldi. Sağolsun bize kentin her köşesini gezdirdi hem de bütün tarihi bilgilerle...

İsmail Hakkı Tuncer...












Böylece güneşi de olabilecek en güzel yerde batırmış olduk. Hmmm ben de bir yandan Ozan ile sohbet ediyorum. Zor da olsa artık anladım ya nerede olduğumu, hemen çok bilmişlik yapmaya başladım.
"Ozan sahilde kalp şeklinde tuz gölü yok muydu?" Ozan da sağolsun götürürüm ben sizi dedi.. Çok güler yüzlü bir arkadaştı. Zaten karşımıza gezi boyunca hep güzel insanlar çıktı.

Dalyan Tuz Gölü...

Eski Dalyan İlkokulu... Göl ve deniz manzaralı bir alana kurulu.. Şu anda ise Alexandria Troas kazı evi olarak kullanılıyor.

Sahilde, yıldızların altında ev yapımı şarap eşliğinde şarkılarımızı, türkülerimizi söyledikten sonra baktık ki bizim 40 dakika olmuş 2 saat, artık Geyikli'ye geri dönelim dedik.. Daha da kalırdık ama Ozan'a ayıp olsun istemedik. Bu arada Barış sahilde kamp için keşif yaptı, en kısa zamanda buraya kamp atmaya geleceğiz.

Ozan ile...
Eveeeeettt otobüsün kalkmasına kaldı 2 saatimiz... Bir de okey çevirdik mi tamamdır... :))) Gezimizde yok yok... Biz o kadar saat Geyikli'de ne yapacağız diye düşünürken, vakit az bile geldi ve oyunumuzu bitiremeden kalktık masadan.



Rahat bir yolculuk sonrasında İstanbul'a vardığımızda saatler sabah 07.00'yi gösteriyordu...

Çok ama çok güzel zaman geçirdik gerçekten..
Her dakikası dolu dolu geçen bu keyifli hafta sonu için başta Pakize olmak üzere Zührem'e, Barış'a, Abdullah Abim'e ve sevgili Hülya'ya çok çok çooook teşekkürler...
İyi ki varsınız dostlar..

sevgimle,
seckin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder